
Bu metnin amacı, Güney Kürdistan’daki siyasal aktörlere yol göstermek ya da onlara siyaseti öğretmek değildir. Ayrıca böyle bir iddia ve amaç gerçekçi de değildir. Ancak bir Kürt olarak, yaşanan siyasal gelişmelerin Kürt toplumunda nasıl algılandığını, nasıl hissedildiğini ve bu algının hangi yapısal sorunlardan beslendiğini tartışmak hem gerekli hem de kaçınılmazdır. Burada esas alınan perspektif, karar alma mekanizmalarının dışında bırakılmış, fakat sonuçları doğrudan yaşayan sıradan Kürdün siyasal sezgisidir.
Ekim 2024’te Güney Kürdistan Parlamentosu seçimleri gerçekleştirildi. Yüz sandalyeli parlamentoda Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) 39, Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) 23 ve Yeni Nesil Hareketi 15 milletvekilliği elde etti. Hiçbir partinin tek başına salt çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle hükümet kurma süreci zorunlu olarak koalisyon müzakerelerine bırakıldı.
Koalisyon görüşmeleri kapsamında YNK, daha önce sahip olmadığı bölge başkanlığı, başbakanlık ve içişleri bakanlığı gibi kilit yürütme makamlarından birini ya da birkaçını talep etti. KDP’nin bu talepleri kabul etmemesi üzerine, Ekim 2024’ten bu yana hükümet kurulamadı ve siyasal tıkanıklık derinleşti.
Bu süreçte Yeni Nesil Hareketi, KDP ve YNK’nin uzun süredir sürdürdüğü güç paylaşımı sistemi, yaygın yolsuzluk pratikleri ve kamu borçlarının yönetimine ilişkin sert eleştiriler yöneltti. Özellikle YNK’nin güçlü olduğu Süleymaniye ve çevresinde bu eleştiriler toplumsal karşılık buldu ve Yeni Nesil Hareketi bu bölgeden 15 milletvekili çıkarmayı başardı. Bu sonuç, YNK açısından hem ciddi bir siyasi alarm niteliği taşıdı hem de KDP karşısındaki pazarlık gücünü zayıflattı.
YNK, sandıkta ilerleyen bu siyasi rakibe karşı demokratik rekabet yerine, kendi denetimi altındaki güvenlik ve yargı mekanizmalarını devreye sokarak sözde hukuki bir operasyon başlattı. Yeni Nesil Hareketi lideri Şasvar Abdulwahid, “görevdeki devlet çalışanlarına saldırı ve hakaret” iddialarıyla Ağustos 2025’te tutuklandı. Abdulwahid’in tutukluluğu Ocak 2026’ya kadar sürdü ve kendisi ancak kefaletle serbest bırakılabildi.
Serbest bırakılmasından bir gün sonra Süleymaniye’de bir basın toplantısı düzenleyen Abdulwahid, KDP dışındaki tüm siyasi aktörlere açık bir çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“Kürdistan Bölgesi’nde gerçek bir değişim isteniyorsa, parlamentonun yeniden etkinleştirilmesi, bütçe yasasının çıkarılması, iç ve sınır gelirlerinin bütçeye dâhil edilmesi ve Bağdat’tan gelen mali kaynakların şeffaflığının sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler doğrultusunda KDP hariç bir cephe ve ittifak oluşturmaya hazırız.”
Bu açıklamanın hemen ardından YNK lideri Bafıl Talabani videolu bir mesaj yayımlayarak Abdulwahid’in önerilerini desteklediklerini belirtti. Talabani, parlamentonun işlevselleştirilmesi, bütçenin parlamento denetimine alınması ve şeffaflığın sağlanması gibi başlıkların YNK tarafından da benimsendiğini ifade etti. Ancak bu tür ciddi meselelerin medya üzerinden değil, yüz yüze görüşmelerle ele alınması gerektiğini vurgulayarak, YNK’den üst düzey bir heyetin Abdulwahid’i ziyaret etmesini önerdi.
Abdulwahid de aynı basın toplantısında bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını ve görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.
Yeni Nesil Hareketi’nin yükselişi, KDP ve YNK’nin Güney Kürdistan’daki hegemonik etkisini; güç paylaşımı, yolsuzluk ve yargı ile güvenlik aygıtlarının parti kontrolünde olması üzerinden eleştirmesi sayesinde mümkün oldu. YNK’nin bu yükselişten duyduğu rahatsızlık nedeniyle Yeni Nesil Hareketi Lideri Abdulwahid’i tutuklaması, söz konusu eleştirilerin ne denli haklı olduğunu da gözler önüne seriyor.
Tam da bu nedenle, Abdulwahid’in tutuklanmasında siyasi sorumluluğu bulunan YNK ile bugün “anti-KDP” eksenli bir ittifak arayışına girilmesi ciddi bir tutarsızlık barındırıyor. Bu durum, Yeni Nesil Hareketi’nin şeffaflık, yolsuzlukla mücadele ve güç paylaşımına dair söylemlerinin siyasal pratikte ne ölçüde ilkesel ve tutarlı olduğu konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Hegemonyayı eleştiren bir siyasal hareketin, bu hegemonyanın kurucu ve sürdürücü aktörlerinden biriyle ittifak arayışına girmesi, eleştirinin ahlaki ve siyasal zeminini zayıflatıyor. Bu durum, Kürt siyasetinde sıkça karşılaşılan bir sorunu yeniden görünür kılıyor: İktidar eleştirisinin ilkesel değil, konjonktürel yapılması sonucudur.
Evet, KDP ve YNK’nin Güney Kürdistan’daki hegemonik etkisi; yolsuzluk, güç paylaşımı ve yargı ile güvenlik kurumlarının parti denetiminde olması gibi sorunlar gerçek ve meşru eleştirilerdir. Ancak bu sorunların doğrudan parçası olan bir aktörle ittifak kurarak bu yapının ortadan kaldırılabileceğini iddia etmek, üzülerek ifade etmek gerekir ki siyasal ve ahlaki açıdan son derece sorunludur. Bu yaklaşım, hangi siyaset felsefesiyle temellendirilebilir? KDP’yi oyun dışı bırakmak adına, mevcut sistemin diğer yarısı olan YNK ile kurulan bir ortaklık ne kadar tutarlı ve ne derece sonuç alıcı olabilir?
Henüz haftalar önce Rojava Kürdistanı’na yönelik saldırıların durdurulamaması hâlinde, bu saldırıların Güney Kürdistan’a da sıçrayabileceği ve mevcut kazanımların tehlikeye girebileceği öngörülüyordu. Bu risk bugün hâlâ Ankara, Bağdat ve bazı Körfez ülkeleri tarafından fırsat kollanarak canlı tutuluyor.
Irak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde KDP ve YNK’nin hâlâ uzlaşamamış olması, Irak Genelkurmay Başkanlığı’nın Kürtlerden alınması ve ABD’nin İran’ın etkisi dışında bir Irak başbakanı arayışı; buna paralel olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası bir askeri müdahalesinin gündemde olduğu bir konjonktürde, yalnızca “anti-KDP” söylemine dayalı bir ittifakın kime ne kazandıracağı ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Rojava Kürdistanı’na yönelik saldırıların Kürtleri ulusal bir duruş etrafında birleştirdiği sıkça dile getiriliyor. Bugün Kürt halkının önemli bir kesimi, ulusal birlik, demokratik kazanımların korunması ve Kürtlerin statü mücadelesinin güçlendirilmesi yönünde bir beklenti taşıyor. Buna karşılık Kürdistanlı siyasal elitlerin büyük bölümünün gündemi, kısa vadeli parti çıkarları ve güç dengeleriyle sınırlı görünüyor.
Bu durum, Kürt halkının siyasal tahayyülü ile Kürt siyaset yapıcıların pratiği arasında giderek büyüyen bir makas yaratıyor. Sorun yalnızca yanlış politik tercihler değil; aynı zamanda siyasetin ahlaki yönünün aşınmasıdır. Söz konusu problem aynı zamanda Kuzey Kürdistan’daki siyasi süreç için de geçerlidir.
Gelinen noktada sorulması gereken soru basittir ama ağırdır:
Kürdistanlı siyaset yapıcılar, halkın gördüğü bu tabloyu gerçekten görmüyor mu; yoksa görüyorlar da parti, grup ve kişisel çıkarlar uğruna bilerek mi görmezden geliyorlar?
Bugün Kürdistan’ın ihtiyacı olan şey, yeni ittifak mühendislikleri değil; ilkesel siyaset, kurumsal demokrasi, ulusal sorumluluk, kazanımların korunması ve ileriye taşınması bilincidir. Aksi hâlde kaybedilen yalnızca iktidar dengeleri değil, Kürt halkının siyasete olan inancı ve mevcut kazanımların kaybedilmesi olacaktır.
X: @cetin_ceko
